2 Eylül 2011 - 21 Ekim 2011
En son deplasmanda Doncaster’ı Piquionne’nin uzatma dakikalarında bulduğu golle 3-2 devirmiştik. Şimdi o Doncaster, 12 maçta topladığı 3 puanla ligin dibine demir atmış durumda. Puan vereni sopayla kovalıyorlar yani. Ben az kalsın kaybediyordum. Fikstür ve sonuçlar ile başlayalım: http://img403.imageshack.us/img403/6734/fixturey.png
İçeride Portsmouth ile kötü oynayıp 0-0 berabere kaldık. Belki de kötü bir dönemin başlangıcına giriyorduk, bilemiyorum. Zaten maçtan sonra da performanslarını beğenmediklerini söyledim oyuncularıma. Motive oldular ama nafile. Derby deplasmanında da soğuk terler döktük. Oyun içerisinde en çok değişikliğe gittiğim maçlardan biriydi. Sürekli taktik değiştirdim, maç içerisinde farklı farklı bağırışlar denedim. En sonunda süper yedeğimiz Piquionne çıkıp 86 ve 90+’da koydu yüreği ve 2-0 ile döndük.
Bu arada sakatlık laneti başladı. Önce George McCartney, sonra Guy Demel ve hatta Robert Green bile antrenmanda parmağından sakatlanarak maç kaçırdı. Oyun içi diğer konulardan bilgi vermek gerekirse, Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi’nde Atletico Madrid, Lazio ve Videoton’un olduğu gruba düştü. Hatta Atletico’yu deplasmanda 3-2 yendiler yamulmuyorsam. Trabzon da Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih, Lyon ve Olympiakos’u çekti.
Lig Kupası’nda 3. Tur maçında Manchester City ile oynayacaktım. Maçtan önce ufak bir takım toplantısı gerçekleştirdim ve takımı kenetlemeye çalıştım ama “Beyler rakibimiz çok güçlü, ama biz de kolay lokma olmadığımızı göstereceğiz. Sahaya çıkıp elimizden ne geliyorsa yapacağız, sonuna kadar savaşacağız. Yenersek olaylar olaylar, yenilirsek de başımız dik!” minvalinde bir şeyler dedim ama oyuncularımın pek sikinde olmadı. Ha, ne oldu? Sonuna kadar savaştık, biraz defansif bir kadroyla çıktık ama öyle yalandan defans yapmadık. Harbi East London geçilmezi oynadık. 66’da geçtiler mk. O kadro yetmemiş hayvanlara, bir de Danny ve Srna’yı almışlar. Srna’yı severim, hakkında kötü şeyler söylemeyeceğim ama frikikten astı ibnenin evladı. Sonrasında defansif sistemimizden vazgeçtik tabii, son 10 dakika tek kale oynasak da nereye gol buluyorsun, City bu mk. 1-0 yenildik ama başımız dik!
Aslında alınan skorlar çok da kötü değil ama oynanan oyunda bir durağanlık var gibiydi. Fikstürümüz de çok yoğun, onun da etkisi olabilir. City mağlubiyetini unutup apar topar lige odaklanalım dedik ama kolay değil tabii. Beraberlikler takımı Cardiff ile evimizde oynadık ve bizle de berabere kaldılar, 1-1. 7 maçta 4 beraberlikleri vardı, son 3 maçları da berabereydi. Tomkins’in hatası sonucu Earnshaw soldan sürüp içeri kesti, Ilunga kendi kalesine attı. Kıçımızı kurtaran yine süper yedek Piquionne oldu 81’de.
Bir de transfer olayları var tabii. Nicky Maynard’ı hala çok istiyorum. En sonunda inceden bir teklif yapayım dedim. Çok fazla para istediler ve şimdilik askıya aldım transferi. Ama benim olacaksın Maynard! Antrenmanlarda oyuncuların “attacking” ve “ball control” özellikleri diğerlerine nazaran düşük. Tabii koçlarımız Okan Buruk, Abdullah Ercan olursa normal. Ben de Andrew Cole ile anlaşayım dedim, anlaştım da ama yönetim tarafından veto edildi. Neymiş, gerek yokmuş. Kovamadım da Apo ile Okan’ı. Onlarsız çok yalnız kalırım elin Londra’sında :(
8 maçlık yenilmezlik serimiz vardı ve önümüzdeki maç zorlu Blackpool deplasmanıydı. Maç öncesi teknik direktörleri Ian Holloway ile ufak bir sözlü atışma yaşadım ve ortam da gerginleşti. Bir de daha ilk 20 dakikada Faubert ile Taylor sakatlanınca işimiz çok zorlaştı ama Piquionne’in golüyle 1-0 öne geçtik. İşin garibi gayet de iyi oynuyorduk ve bir şutu da üst direkten döndü Piqu’nun. Ancak ikinci yarıya fırtına gibi başladılar ve 55’te durum 2-1 lehlerineydi. Maç da o skorla bitti ve Blackpool bizi altına alarak ikinciliğe yükseldi.
Sonraki fikstürümüz içeride Reading, dışarıda Leeds, içeride Ipswich. Zorlu bir fikstürdü ama 9 puan imkansız değildi. Öyle de oldu. Lansbury’nin ilk resmi golüyle 1-0 öne geçtikten sonra beraberliği yakalayan Reading’in de üstesinden süper yedek Piquionne geldi. Bu sefer ara pasında Cole topla buluştu ve 81’de 2-1 öne geçiren golümüzü attı. Leeds maçıysa ilk defa favori gösterilmediğimiz bir maçtı. Aynı zamanda çok önemli bir mesaj maçıydı. Leeds 9 maçtır kaybetmiyor, 6 beraberlikleri var. İnanılmaz oynadık! Kevin Nolan’ı ilk kez trequartista oynattım ve sezon başından beri almadığım verimi aldım. 2 gol, 2 asist! Asistleri de Tomkins’e, duran toptan. Nazar golü yedikten sonra son dakikada da Cole attı ve Elland Road’dan 5-1’lik zaferle döndük. Bütün lige mesaj iletildi. O hafta tam üç oyuncum haftanın takımına seçildi: http://img13.imageshack.us/img13/2026/tow.png
Yine ara haberler verelim. Faye ve Papa Bouba Diop İngiliz vatandaşlığı aldı. Faye ekstra olarak milli takımdan emekliye ayrıldı. Basın toplantısında Carew hakkında soru soruldu, “Artık Carew’in takıma bir fayda katacağına inanmıyorum.” dedim. Üzgünüm ama böyle Carew. Seni yedeklere alsam bile Piquionne ve Cole’a haksızlık olur. Öte yandan Nolan ve Tomkins’e ise özel olarak teşekkür ettim Leeds maçındaki oyunlarından dolayı. Leeds teknik direktörü Simon Grayson kovuldu benimle yaptıkları maçtan sonra.
Ipswich ligin küme düşme hattında bulunan bir ekip ama bizim takım bu tip takımlara karşı anlamsız bir şekilde zorlanıyor kendi evinde. Yine öyle oldu. Faye’nin duran topta kafa golleriyle 2-0 öne geçtik ama devre bitmeden farkı bire indirdiler. İkinci yarıyı da diken üstünde oynasak bile 2-1 kazanmayı başardık. Lider Burnley de, bizim iki hafta önce yendiğimiz Reading’e deplasmanda 5-0 kaybedip, 12. haftada ilk mağlubiyetini alınca liderliğe yükseldik nihayet. Lig Tablosu: http://img13.imageshack.us/img13/6471/tableqs.png Birmingham’ın üç maçı eksik. Ligin en az gol yiyen takımıyız diyebilirim herhalde.
Bu da Burnley için Tayfur Baba’dan gelsin: http://fizy.com/#s/1aij1o
6 Ağustos 2011 - 1 Eylül 2011
Öncelikle şu muntazamlığa bakar mısınız: http://img23.imageshack.us/img23/6103/fixturep.png
Nerede kalmıştık? Heh, sezonun ilk resmi maçı. Lig açılışı. Crystal Palace deplasmanı. Londra içerisindeyiz yine, evimizden fazla uzaklaşmıyoruz yani. Maç öncesi Crystal Palace hakkında fazla da bir bilgim olmadığından mütevellit maç hakkında mütevazi konuştum. Rakip hocayı övdüm falan. Oyuncular hemen daha hırslı olmam gerektiğini söyledi. Pek zevkli bir maç olmadı, daha çok ben kontrol ettim oyunu ve ikinci yarıda Cole’un aşırtma golüyle 1-0 kazanarak 3 puanla başladık sezona. Maç sonrası basın toplantısında önüme gelen soru “bu sene ligde kim şampiyon olur?”du. Yanıtım; “kimin olacağını bilmiyorum ama milwall kesinlikle olamaz” oldu. Savaş başlasın!
Sonra Lig Kupası ilk tur maçı. Wycombe deplasmanı. Kolay maçtı, 8 oyuncum uluslararası turnuvalara gittiğinden ben de yedeklerle çıkma fırsatı buldum. Kalede Boffin vardı mesela. Piquionne ile 9. dakikada öne geçtik. Noble 17’de penaltıyı kaleciye nişanladı. Sonrasında sahneye, sezon öncesi kampının altın çocuğu Lansbury çıktı ve 3-0’lık bir galibiyet aldık. Maçtan sonra da basın toplantısında Lansbury’yi neden erken çıkardığımı sordular. “önümüzdeki maçlar için saklıyorum onu” dedim, sevindi bizim apaçi. 2. tur kuralasında da epey bir şanslı çekim yaptık. Premier Lig takımları da katılmışken, biz sahamızda League 2 takımı Gillingham’ı çektik.
Bu arada Senegal teknik direktörü Armana Traore, Faye’yi izlemeye geldi önceki maç. Nyron Nosworthy de 30 yaşında ilk kez Jamaika Milli Takımı’nın formasını giydi. West Ham böyle bir kulüp işte, alt ligde olsak da namımız büyük, adamları milli yapıyoruz, heh heh. Milli demişken, Türkiye içeride Estonya ile 1-1 berabere kaldı elemelerde. Hiddink’in kellesinin alınması yakındır oyunda da.
Transfer durumlarına bakalım. Southampton ile anlaşamayan Peter Kurucz’u şimdi de Bristol City ve Peterborough istedi. Bristol kiralık, Peterborough da 35.000 Euro verdi. Bristol’ün teklifini reddettim, Peterborough’ya verdim ama Kurucz, Boro ile de anlaşamadı. Ben adamı istemedikçe, yakamı bırakmıyor yahu. Neyse sonra Brighton gövde gösterisi yaparmışçasına 50.000 Euro ile geldi de gitti sonunda Macar Kaleci. Bizim takım koçu Wally Downes, “manchester city altyapısında sağlam bir çocuk varmış, courtney meppen-walters. bunu almalıyız hocam” dedi. Ben de dedim “e alalım”, teklifi götürdük, kabul ettiler ama çocuk çok para istiyor yahu. 17 yaşında sanki son model araba alacak pezevenk. Böyle Batuhan Karadeniz tarzı futbolcular yetişmesin, 17 yaşındaki çocuk da bizim esas kadrodan elemanların bile istemediği paraları istemesin arkadaş. Almadık tabii ki. Bu aralar Nicky Maynard’ın peşindeyim ben, Bristol City’nin forveti. Adam 2 kupa maçında 9 gol attı lan: http://img254.imageshack.us/img254/4521/maynard.png
Ligde görece kolay Coventry ile içeride, zorlu rakiplerden Leicester ile dışarıda oynadık üst üste. Coventry’yi Cole’un iki golüyle geçtik. Böylece ligde ilk 2 maçımızdaki tüm golleri Cole atmış oldu. Leicester deplasmanındansa nedense tırstım. 4-4-2 yerine 4-5-1 çıktım ama Carew ileride bir sik yapamıyor. Eski dost Vassell’in golüyle geriye düşsek de zor deplasmandan Tomkins’in kafasıyla 1 puanı kurtardık. Taraftarlar şaşkın, medya şaşkın. Herkes galibiyet bekliyormuş meğer. Ulan sakin olun, sanki kaybettik mk. Onlara kalsa 46/46 yapmalıyız ya.
Neyse, bizim gibi şampiyonluk adaylarından Southampton’ı 1-0 geçtik de rahatladık biraz. Gol yine Tomkins, aslanımdan. Guy Demel’i sakatlığa kurban verdik ama sorun yok, sağ bek bölgesinin alternatifi çok. Joey O’Brien, Winston Reid, Nyron Nosworthy, olmadı kanatta oynattığım Julien Faubert’i çekerim.
Kupada Gillingham’ı 4-0 ile rahat geçtim. Maçın hakemi Howard Webb’di. Beni rahatlatan biraz da o oldu. Wycombe maçında da hakem Howard Webb’di ve penaltı çalmış, Noble kaçırmıştı. Yine çaldı, bu sefer Noble attı. Bir de kırmızı kart çıkardı Gillingham’a ilk yarıda, iyice rahatladım. Nosworthy de defanstan çıkıp ilk golünü attı. Çok seviyorum ulan bu adamı. Değişik bir bağ oluştu herifle aramda. Lisede okul numaram olan 91’i verdim buna. Bilen bilir, haxball’da da benim numaram 91’dir. Neyse, gol atan diğer isimler Baldock ve Cole. 3. tur kuraları çekildi maçtan hemen sonra, bu sefer 2. turdaki gibi şanslı değildik. Sona kaldık. Sona kalan diğer takım Manchester City. Tek teselli, maç bizim sahamızda. KORKMUYORUZ!
Doncaster deplasmanında da şimdiye kadar ki en çılgın maçımı oynadım. Doncaster yaralı çıktı karşıma. Üst üste farklı mağlubiyetler almış, oyuncularının moralleri yerlerde. Maça da 1-0 başladım Faubert’in golüyle ancak sonra bir şeyler oldu ve iki duran top, iki kafa ile 2-1 öne geçtiler. 2-1’den 2 dakika sonra Collison ile 2-2’yi bulduk. Son dakikalarda Piquionne üst üste karşı karşıyalardan yararlanamadı ama 90+3’te nefis düzgün vurarak 3-2 kazandırdı maçı. Maç sonrası basın toplantısında; “kendinize biraz fazla güvenmiyor musunuz?” sorusuna “evet, üst üste galibiyetler bize güven veriyor, bu bizim hakkımız” cevabını; “carew’in son haftalardaki kötü oyunu ne olacak?” sorusuna da “carew kötü oynuyor ama ben ona güveniyorum, ilerleyen haftalarda kendini bulacaktır” cevabını verdim. Takım içinde bir kaç ufak hırıltı çıktı, Carew de takımı gereksiz yere baskı altına soktuğumu falan düşündü. Allah Allah, ben anlayamıyorum bu adamları! Neyse, Jack Collison 1 gol, 1 asistiyle Haftanın Takımı’na seçildi: http://img265.imageshack.us/img265/2026/tow.png
Önümüzde çok uzun bir maraton var, yazılarla burada olacağım. Yazarken dinledim, Iron Maiden’ın pek kimselerin bilmediği ama çok sevdiğim bir şarkısıdır. Hafta boyunca çalışan ama hafta sonu gelince kendini spora adayan insanları anlatır: http://fizy.com/#s/1d4seh
5 Temmuz 2011 - 5 Ağustos 2011
Efendime söyleyeyim, vizeler biter bitmez “bu böyle gitmez aga, boş boş otur nereye kadar? hemen çıkayım da iş aramaya başlayayım” dedim ve şaka şaka. FM 2012 indirdim tabii. Oynamaya başlamamın üzerinden 24 saat geçmeden de ilk yazımı yazıyorum. Böyle de bir fikir oluştu kafamda. Baktım herkes FM maceralarını yazıyor, ben de dedim ki “benim neyim eksik amına koyayım?” aynen öyle. “amınakoyim” değil, “amına koyayım” selam lappap.
Kimi alsak, kimi alsak? Çok fazla seçenek yok aslında önümüzde. West Ham United, Fenerbahçe, İngiltere’nin daha alt liglerinden bir takım ya da Türkiye’nin alt liglerinden bir takım. Hazır West Ham, Championship’teyken alayım dedim ve her şey böyle başladı.
Çok ama çok yazık. Sam Allardyce zamanında Newcastle United’ın başındayken adının şikeye (şikenin rengi, her yerde aynı) karıştığı tespit edildi. Yeni geçmişti West Ham’ın başına ama bu olaylar nedeniyle mapusun yolunu boyladı. Şu sıralar sabah akşam dinledikleri şarkı buymuş: http://fizy.com/#s/1aht2k Ahmet Kaya’ya da selamı çakalım, zira bir kaç gün önce kendisinin ölüm yıl dönümüydü. Big Sam demişken, adamın yerinde olsam ilk işim West Ham falan değil, wikipedia’ya girip doğru dürüst bir resim koymak olurdu. Bu nedir hacı: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a0/Sam_allardyce.JPG Bu nedir?
Neyse, böyle giderse milletin bir sezonu yazdığı yazıya ben bir ayı sığdıramayacağım. Bu işin usulünün takım almadan, “boşta” olarak başlamak olması gerekir ama FM oynayanlar %75’i herhangi bir takımın başında, %24’ü de Manchester City’nin başında başlıyor oyuna. West Ham’a geçtim, transferler yapılmış. Kadro gayet güzel. E ama ben de transfer yapmazsam olmaz. Oyuncu olmasa bile teknik kadroya bir kaç ekleme gerekli. Bir kere elin Doğu Londra’sında tek başıma vakit geçmez. Aldım Okan Buruk’la Abdullah Ercan’ı yanıma. İngilizler okey oynamayı bilmiyor. Dördüncü lazım. Hem okeyi biliyordur, hem de İngiltere’de de bulundu çokça, yabancılık çekmez diyerek Jay Jay Okocha’ya da teklif götürdüm ama parayı beğenmedi adam. Zor oldu ama Stijn Vandenbroucke’ye öğretebildik. İngilizler diretiyor “ille de briç, ille de briç” diye. Eh sizi be: http://img46.imageshack.us/img46/3513/staffiv.png
Kadro yeterince geniş ama transfersiz olmaz dediğim gibi. Sunderland’den 700.000 Euro’ya Nyron Nosworthy’yi aldım. Hem iyi yedek, hem de ligi biliyor aga. Bu arada James Tomkins ile Jack Collison da tüm İngilizlerin gözdesi. En ciddi teklifi Newcastle United ile Aston Villa yaptı, 3.500.000 ile 5.000.000 Euro arasında değişen fiyatlara. Reddettim tabii. Lazım oğlum adamlar bana. Yoksa yüzüne bakmadığımız da oldu, dördüncü kalecim Peter Kurucz mesela. Southampton istedi 28.000 Euro’ya. Süründürdüm ibneleri. 35.000’e bıraktım sonunda. Ben bıraktım bırakmasına da, adamlar beceriksiz çıktı. İkna edemediler Kurucz’u mk. Elimde kaldı adam. Arda’ya benzemiyor mu lan? http://img14.imageshack.us/img14/5018/ardaxt.png Anaaa, aynı Arda.
Bir de Richard Kingson boştaydı. Sulanayım dedim, yedekte durur. O da biliyor buraları. Hem Türkçe de biliyor. Okey de biliyordur mk. Bonservisi de elinde. Yok, çalışma izni çıkmadı. Olmadı be http://twitter.com/#!/RichardKingson reyiz.
Gelelim hazırlık dönemine. Benim bütün FM oyunlarında en başarılı olduğum dönem. Yine öyle oldu. Önce Reserve takımla oynadım, 1-0 yendim. Sonra Galler’e gittik, kampa. Galler diyince akla gelenler sınırlı. Ryan Giggs, Tom Jones, Manic Street Preachers, Rugby. Cardiff’te, Jack Collison rehberliğinde kısa bir şehir turundan sonra önce Aberystwyth ile, sonra Llanelli ile, en son da Carmarthen ile hazırlık maçı yaptık ve sırasıyla 7-0, 5-0 ve 4-0 yendik bu takımları. Yazarken dinliyorum: http://fizy.com/#s/1dl9bw
Eve uğramadan yukarı çıktık. İskoçya’ya. Hamilton ile de bir hazırlık maçımız var. Onlara da 7 tane salladıktan sonra dedim ki; “ulan ne güzel, toplam beş maç, atılan gol 24, yenilen gol 0, verilen sakatlık 0” Küt, Sam Baldock antrenmanda ayak bileğini burktu. Neyse ki 2 hafta. Sezonun başlamasına da 1 hafta kalmış. İlk maçı kaçıracak. Gayriresmi sezon açılışını da kaçırdı. Espanyol’u evimizde ağırladık. İlk ciddi rakip. Net sikiyoruz oyun olarak ama kontrayla attılar golü. Resmi olmayan yediğim ilk gol. Neyse sonra iki korner, iki kafayla bitirdim işi. 2 hayır, 1 evet ile evine yolladık Espanyol’u. Bakın alt lig takımıyım ben. West Ham’ım ama alt lig. Kampın yıldızları açık ara Henri Lansbury, James Tomkins, Abdoulaye Faye. Hele Lansbury sol kanattan nasıl yardırıyor belli değil, ki asıl yeri olmamasına rağmen. Fikstür ve Sonuçlar için: http://img695.imageshack.us/img695/2637/fixturef.png
Önümüzde Crystal Palace deplasmanı var. Sezonu Selhurst Park’ta açacağız. Lig Kupası’na da ilk turdan başlıyoruz. İlk maç deplasmanda bir alt lig ekibi Wycombe ile. Asıl hedef FA Cup ama Lig Kupası’nda da ne kadar ileri gidersek o kadar iyi. Ana hedef ise tabii ki ligi lider tamamlayıp Premier’e yükselmek. Geçen gün toplantı yaptım çocuklarla; “geçen seneyi unutun” dedim, “avram grant sikti bıraktı, ne sizde heyecan kaldı, ne bizde şevk” O zamanlar taraftarız tabii. “bu sene bizim senemiz olacak” falan filan kısaca şuna benzer bir konuşma yaptım: http://www.youtube.com/watch?v=tnTsa4DJBB8 Motive oldular. Zaten yaş ortalamamız 24.
35.402 kişilik Boleyn Ground’un 23.800 koltuğu kombine biletlere ayrılmış durumda. Bu kombinelerin de 22.000’i satıldı şimdilik. 101 metre uzunluğunda, 64 metre genişliğinde sahamız var. Akademimiz var, onları yetiştiren kapı gibi oyuncularımız ve teknik kadromuz var. Kaptanımız Kevin Nolan, Sam Cowler’ı eğiten kalecimiz Robert Green var. İleride büyük bir tecrübe John Carew, alternatifleri Carlton Cole ve Frederic Piquionne var. “oley oley mark noble, west ham’ın çocuğu mark noble” var. BEN VARIM! Bu sene sike sike şampiyon West Ham!