6 Ağustos 2011 - 1 Eylül 2011
Öncelikle şu muntazamlığa bakar mısınız: http://img23.imageshack.us/img23/6103/fixturep.png
Nerede kalmıştık? Heh, sezonun ilk resmi maçı. Lig açılışı. Crystal Palace deplasmanı. Londra içerisindeyiz yine, evimizden fazla uzaklaşmıyoruz yani. Maç öncesi Crystal Palace hakkında fazla da bir bilgim olmadığından mütevellit maç hakkında mütevazi konuştum. Rakip hocayı övdüm falan. Oyuncular hemen daha hırslı olmam gerektiğini söyledi. Pek zevkli bir maç olmadı, daha çok ben kontrol ettim oyunu ve ikinci yarıda Cole’un aşırtma golüyle 1-0 kazanarak 3 puanla başladık sezona. Maç sonrası basın toplantısında önüme gelen soru “bu sene ligde kim şampiyon olur?”du. Yanıtım; “kimin olacağını bilmiyorum ama milwall kesinlikle olamaz” oldu. Savaş başlasın!
Sonra Lig Kupası ilk tur maçı. Wycombe deplasmanı. Kolay maçtı, 8 oyuncum uluslararası turnuvalara gittiğinden ben de yedeklerle çıkma fırsatı buldum. Kalede Boffin vardı mesela. Piquionne ile 9. dakikada öne geçtik. Noble 17’de penaltıyı kaleciye nişanladı. Sonrasında sahneye, sezon öncesi kampının altın çocuğu Lansbury çıktı ve 3-0’lık bir galibiyet aldık. Maçtan sonra da basın toplantısında Lansbury’yi neden erken çıkardığımı sordular. “önümüzdeki maçlar için saklıyorum onu” dedim, sevindi bizim apaçi. 2. tur kuralasında da epey bir şanslı çekim yaptık. Premier Lig takımları da katılmışken, biz sahamızda League 2 takımı Gillingham’ı çektik.
Bu arada Senegal teknik direktörü Armana Traore, Faye’yi izlemeye geldi önceki maç. Nyron Nosworthy de 30 yaşında ilk kez Jamaika Milli Takımı’nın formasını giydi. West Ham böyle bir kulüp işte, alt ligde olsak da namımız büyük, adamları milli yapıyoruz, heh heh. Milli demişken, Türkiye içeride Estonya ile 1-1 berabere kaldı elemelerde. Hiddink’in kellesinin alınması yakındır oyunda da.
Transfer durumlarına bakalım. Southampton ile anlaşamayan Peter Kurucz’u şimdi de Bristol City ve Peterborough istedi. Bristol kiralık, Peterborough da 35.000 Euro verdi. Bristol’ün teklifini reddettim, Peterborough’ya verdim ama Kurucz, Boro ile de anlaşamadı. Ben adamı istemedikçe, yakamı bırakmıyor yahu. Neyse sonra Brighton gövde gösterisi yaparmışçasına 50.000 Euro ile geldi de gitti sonunda Macar Kaleci. Bizim takım koçu Wally Downes, “manchester city altyapısında sağlam bir çocuk varmış, courtney meppen-walters. bunu almalıyız hocam” dedi. Ben de dedim “e alalım”, teklifi götürdük, kabul ettiler ama çocuk çok para istiyor yahu. 17 yaşında sanki son model araba alacak pezevenk. Böyle Batuhan Karadeniz tarzı futbolcular yetişmesin, 17 yaşındaki çocuk da bizim esas kadrodan elemanların bile istemediği paraları istemesin arkadaş. Almadık tabii ki. Bu aralar Nicky Maynard’ın peşindeyim ben, Bristol City’nin forveti. Adam 2 kupa maçında 9 gol attı lan: http://img254.imageshack.us/img254/4521/maynard.png
Ligde görece kolay Coventry ile içeride, zorlu rakiplerden Leicester ile dışarıda oynadık üst üste. Coventry’yi Cole’un iki golüyle geçtik. Böylece ligde ilk 2 maçımızdaki tüm golleri Cole atmış oldu. Leicester deplasmanındansa nedense tırstım. 4-4-2 yerine 4-5-1 çıktım ama Carew ileride bir sik yapamıyor. Eski dost Vassell’in golüyle geriye düşsek de zor deplasmandan Tomkins’in kafasıyla 1 puanı kurtardık. Taraftarlar şaşkın, medya şaşkın. Herkes galibiyet bekliyormuş meğer. Ulan sakin olun, sanki kaybettik mk. Onlara kalsa 46/46 yapmalıyız ya.
Neyse, bizim gibi şampiyonluk adaylarından Southampton’ı 1-0 geçtik de rahatladık biraz. Gol yine Tomkins, aslanımdan. Guy Demel’i sakatlığa kurban verdik ama sorun yok, sağ bek bölgesinin alternatifi çok. Joey O’Brien, Winston Reid, Nyron Nosworthy, olmadı kanatta oynattığım Julien Faubert’i çekerim.
Kupada Gillingham’ı 4-0 ile rahat geçtim. Maçın hakemi Howard Webb’di. Beni rahatlatan biraz da o oldu. Wycombe maçında da hakem Howard Webb’di ve penaltı çalmış, Noble kaçırmıştı. Yine çaldı, bu sefer Noble attı. Bir de kırmızı kart çıkardı Gillingham’a ilk yarıda, iyice rahatladım. Nosworthy de defanstan çıkıp ilk golünü attı. Çok seviyorum ulan bu adamı. Değişik bir bağ oluştu herifle aramda. Lisede okul numaram olan 91’i verdim buna. Bilen bilir, haxball’da da benim numaram 91’dir. Neyse, gol atan diğer isimler Baldock ve Cole. 3. tur kuraları çekildi maçtan hemen sonra, bu sefer 2. turdaki gibi şanslı değildik. Sona kaldık. Sona kalan diğer takım Manchester City. Tek teselli, maç bizim sahamızda. KORKMUYORUZ!
Doncaster deplasmanında da şimdiye kadar ki en çılgın maçımı oynadım. Doncaster yaralı çıktı karşıma. Üst üste farklı mağlubiyetler almış, oyuncularının moralleri yerlerde. Maça da 1-0 başladım Faubert’in golüyle ancak sonra bir şeyler oldu ve iki duran top, iki kafa ile 2-1 öne geçtiler. 2-1’den 2 dakika sonra Collison ile 2-2’yi bulduk. Son dakikalarda Piquionne üst üste karşı karşıyalardan yararlanamadı ama 90+3’te nefis düzgün vurarak 3-2 kazandırdı maçı. Maç sonrası basın toplantısında; “kendinize biraz fazla güvenmiyor musunuz?” sorusuna “evet, üst üste galibiyetler bize güven veriyor, bu bizim hakkımız” cevabını; “carew’in son haftalardaki kötü oyunu ne olacak?” sorusuna da “carew kötü oynuyor ama ben ona güveniyorum, ilerleyen haftalarda kendini bulacaktır” cevabını verdim. Takım içinde bir kaç ufak hırıltı çıktı, Carew de takımı gereksiz yere baskı altına soktuğumu falan düşündü. Allah Allah, ben anlayamıyorum bu adamları! Neyse, Jack Collison 1 gol, 1 asistiyle Haftanın Takımı’na seçildi: http://img265.imageshack.us/img265/2026/tow.png
Önümüzde çok uzun bir maraton var, yazılarla burada olacağım. Yazarken dinledim, Iron Maiden’ın pek kimselerin bilmediği ama çok sevdiğim bir şarkısıdır. Hafta boyunca çalışan ama hafta sonu gelince kendini spora adayan insanları anlatır: http://fizy.com/#s/1d4seh